x1pglip38xxbl0vfzk9nmmcagrmscxygevurqmluj3fk9lwl7t2bf2qpyj6lcdrnxoacc_lebmmeroom2v-a06ukii1qt8_qunim7qpwdqxljkuozyeibqlgg3ru3fuugrn22qgkr5f6ihtm1ol0kpft4ypaz.jpg

Sanki bu dünyada yokum’ diyor, ‘bazen var olduğumu hissetmek için kolumu ısırdığım, o acıyla birlikte bir insan olduğumu ve yaşadığımı anladığım oluyor.’ Bir başkası, ‘dünya bana sisler arasından görünüyor’ diye betimliyor olan biteni, ‘her şey hayal ve gerçek arasında gidip geliyor’. Bir diğeri, ‘dünyaya sanki bir dürbünün tersinden bakıyor gibiyim’ diye özetliyor durumu. Dinlediğim üç ayrı genç insandan benim odama düşen sesler bunlar. İçimde uğuldayan, anlamaya çalıştığım sesler. Görünen o ki, dünyaya ve kendine yabancılaşma hâli, giderek daha çok insanı esir alıyor. O yakıcı ıstırap, ruhun derinlerine kök salıyor ve insan o duygudan sonra bırakın dünyayı, kendi bedenini bile yurt edinmiyor. Varlığın buruk tadı.
(mostar dergisinden alıntı)