Nisan 2007


Seni ÇOOOooOoOOoOOooOOK Seviyoruz YA RASULALLAH.

bebek
5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu “el”in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce “Anne!” diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi… Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah’ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni.Resmimi bile çekti.Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum.Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum.Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim.Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle… Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti… Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar… Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne… Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne… Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…

Ah! Kürtajınız ta-mamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !..

anm2e20b3cc4dc89640od7.gif

Seni Seviyorum : Ne güzel… Seninle beraber beni seven iki kisi olduk böylece…

Seni Seviyorum : Havalardandir, bana da oluyor bazen…

Seni Seviyorum : Çok hos… Peki baska ne gibi hünerlerin var?

Seni Seviyorum : Beni bu islere karistirma ne olur…

Seni Seviyorum : Üzülme, zamanla geçer.

Seni Seviyorum : Hadi ya, çok ilginç… Eee sonra…

Seni Seviyorum : Gücün bana mı yetiyor? Akranlarini sevsene!

Seni Seviyorum : Sen asmıssin, ben artik ne desem bos…

Seni Seviyorum : Ömrünü, enerjini daha faydali islere harcasana canim… Yazik ediyorsun vallaha…

Seni Seviyorum : Elinden baska bir halt gelmez ki zaten…

Seni Seviyorum : Utanmadan bir de bunu yüzüme karsi söylüyorsun ha… yikil karsimdan…

Seni Seviyorum : Neden? Bende benim bilmedigim bir seyler mi var?

Seni Seviyorum : Ben de senin, beni sevisini seviyorum.

Seni Seviyorum : Ben de seni seviyorum. Eee, simdi ne olacak?

Seni Seviyorum : Teşekkür ederim… Bu benim için büyük bir seref… Sevgine layik
olmaya çalisacagim. Büyüklerimi sevip küçüklerimi koruyacagim.

Seni Seviyorum : Bu neye cevap olacak, neyi çözecek peki?

Seni Seviyorum : Allah razi olsun…

Seni Seviyorum : Olur paket mi olsun, burada mi seveceksin?

5pp2.jpg

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
NECİP FAZIL KISAKÜREK

kahve.jpg

Bir baba ile kızı dertlesiyorlarmis. Kızı hayatinda çok sIkInti yasadigini ve bunlarla nasil bas edecegini bilemedigini söylemis babasina. Hatta sorunlar ardi arkasina devam ediyormus hayatinda.
Babasi kizini dinlemis, dinlemis ve “gel, sana bir sey gösterecegim!” diye kizini mutfaga götürmüs
Ocağa 3 tane eşit büyüklükte kap koymus, 3′üne de esit su doldurmus ve 3′ünün de altini ayni miktarda yakmis.İlk kaba bir havuç, digerine bir adet yumurta, digerine ise de bir avuç çekilmemis kahve çekirdegi koymus.
Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. ilk önce haslanmis havucu bir tabaga almis. Sonra artik epey pismis olan yumurtayi alip bir tabaga koymus. En sonunda da artik suya iyice sinmis ve tam kivaminda kahve görüntüsü olan kahve’yi de bardaga boşaltmiş.
Kizina su soruyu sormus: “Kizim ne görüyorsun?”
Kizi demis ki:”Ne görüyorum.. Haslanmiş yumusak bir havuç (Bunu yaparken çatali havuca batirmis), artık pismekten içi katilasmis bir yumurta (yumurtayi eline almis,çatlatmis ve içini görmüs) ve bir bardak kahve. (Biraz içmis) “Hatta tadi oldukça iyi”
“Baba, bunu niçin bana gösteriyorsun?” diye sormus.
“Bak demis, hepsi ayni tür kapta, ayni sicaklikta, ayni süreyle pisti. Fakat hepsi bu etkiye farkli tepki verdiler. Havuç ilk basta sertti, güçlü idi. Ama kaynatilinca yumusadi hatta güçsüzlesti. Yumurta çok kirilgandi, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatilinca içi sertlesti, hatta katilasti. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama isitilinca ne oldu, bu kahve çekirdekleri, isindilar, gevsediler, ve içinde oldukları suya yayildilar. Koku yaydilar, tad yaydilar ve suyu essiz lezzet tasiyan bir kahve’ye çevirdiler.”
“Kizim sen hangisisin?” diye sormus adam. “Zorluklarla karsilastigin zaman nasil tepki gösteriyorsun?”

Siz hangisisiniz? Havuç gibi sert bir kisi misiniz, ama sorunlar yasayinca, yumusuyor ve güçsüzlesiyor musunuz? Yumurta gibi, içi yumuşak, her an kirilabilir bir kisi misiniz? Sorunlar karsisinda (ölüm, ayrilik, krizler, vs. vs,), güçleniyor ve sertlesiyor musunuz?

Yoksa bir kahve çekirdegi gibi misiniz? Kahve sicak suyu degistirir, hatta suyun sicakligi en üst dereceye çiktiginda, en lezzetli kahve ortami hazir olur. Lezzet en belirgin haline ulasir.
Eğer bu kahve çekirdeği gibi isen, çevrende ne kadar sorun olursa olsun, bunlari olumluya çevirebilirsin. Çevrene güzel tadlar, duygular katarsin. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalisirsin.

Siz hangisisiniz?

namaz

Beckham ın görüntülenen ilk namazı =)

kardelen.jpg

Bazen insan kendini gökteki yildizlar bazen de dag basindaki tek basina kalmis bir cali kadar yalniz hissediyor….

Bazen alim kadar sorumlu, bazense ebu cehil kadar günahkar…

Bu vazifenin agirliginin farkinda olmak güzel…

 Bazen bitmek tükenmek bilmeyen dertler üzerimize yagiyor ama gökkusagi da sadece yagmurdan sonra cikiyor…

Ömür sermayemiz az, yapilacak isler cok!

Az ömürde ebedi hayati kazanmaya gelmisiz bu dünyaya kolay mi ?

-Rabbim ”gercekten inanmis olan” herkese az zamanda sonsuz hayati kazanmayi nasib etsin insallah-

Buna da en önemli vesile sadatların bize edeceği dua ve birbirimize edeceğimiz dualardir diye düsünüyorum…Dualarda bulusmak temennisiyle

Dünya icin orada kalacagin kadar calis

Ahret icin orada sonsuz kalacagina göre calis

Allah’a ihtiyacin oldugu kadar ibadet et

Cehenneme dayanabilecegin kadar günah isle

gultm00014bh.jpg

“De ki: Allah’i seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarinizi bagislasin…”  (Âl-i imrân, 31)

 

“Andolsun, Allah’in rasûlünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavusmayi umanlar için ve Allah’i çok ananlar için güzel bir örnek vardir.” (Ahzâb, 21)

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarici olarak gönderdik; fakat insanlarin çogu bilmezler.” (Sebe, 28)

“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’in âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti ögreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmustur. Halbuki  daha önce onlar apaçik bir sapiklik içinde idiler.” (Âl-i imrân, 164)

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)

dualmakil3.jpg

Bir gün sabah namazı vaktinde, Hazret-i Ali mescide giderken yolda bir ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne geçmeyip, aheste aheste ardınca yürüdü. Mescid kapısına vardıklarında ihtiyar içeri girmeyip, yoluna devam etti. Daha sonra Hazret-i Ali o ihtiyarın Hıristiyan olduğunu anladı. Mescide girdiğinde Resûlullah Hazretleri’ni rükuda gördü. Güneşin doğma zamanı yaklaşmıştı ve hemen cemaate uyup namazını kıldı.Namazdan sonra, Sahâbe-i Kirâm, Resûlullah Hazretleri’nden sordular ki:
“Yâ Resûlallah! Birinci rükuda âdet-i şerîfinizden daha uzun durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı. Lütfedip, sebebini beyan ediniz.”

O Server-i Enbiyâ Hazretleri bu söz üzerine,
Adet miktarı rüku tesbihini edâ ettikten sonra, Semi’allahülimen hamideh deyip, kıyâma kalkmak istediğimde, Cebrâîl Aleyhisselâm sidret-ül müntehâdan süratle gelip, kanadı ile arkamı basıp, başı ile başımı tutup, kalkmama engel oldu. Bundan başka, hikmetinin ne olduğunu ben de bilmiyorum” buyurdular.

O an Allahü teâlâ, Hazret-i Cebrail’e emreyledi ki,
“Var Habîbime, sebebini bildir. Eshâbına bu sırrı açıklasın”

O saat Hazret-i Cebrâil, Habîbullah’ın huzuruna gelip, haber verdi ki,
“Yâ Resûlallah! Mübârek başınızı rükudan kaldırmak istediğiniz zaman, Allahü teâlâ bana emretti ki, var Habîbimin arkasını tut; rükudan kalkmasın ki, benim kulum Ali, yolda, bir ak sakallı ihtiyarın, sakalına hürmet edip, aheste yürümekle, cemaat sevabından mahrum kalıyor. Kalmasın, Habîbime erişsin. İftitâh tekbîrinin sevabına nâil olsun. Ben de geldim, Sultanımı rükuda tuttum ve Ali geldi. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri beni sizi rükuda tutmağa gönderdiği zaman kardeşim İsrâfîl’i de güneşi tutmağa gönderdi ki, çabuk doğmasın ve Hazret-i Ali size erişinceye kadar eğlesin. İşte hikmeti buydu.”

Allah
 
Ya Rasulallah!!
 Hani onlar vardı.Kendini bilmeyenler.Seninle dalga geçerlerdi.Sana erkek evlatların öldü diye soysuz derlerdi.Kızlarını,O biricik Fatımanı saymazlardı bile.Nereden bilirlerdi Senin soyunun Böylesine güzel Böylesine muhteşem olacagını.Bizleri,Senin ümmetini kurtaracaklarını,imansız gitmemize izin vermeyeceklerini.
 Rabbime,Sana olan sevgisi kadar şükürler olsun ki bizler seni göremesekte evlatlarını gördük.Onlara tabi olduk.İnşallah izlerinden gitmeyi de sürdürüyoruz.
Şimdi ağlıyoruz Ya Rasulallah.Hem sevinerek hem üzülerek.
Sensizliğin acısı yakarken yüreğimizi,Sultanımızın varlığı su serpiyor,bir nebze olsun dindiriyor acımızı.
Biliyoruz Ey Allah’ın Habibi.Ümmetini çok seviyorsun.Bizim seni sevdiğimizden de çok.Bizde seni seviyoruz Alemlerin Nebisi.Her ne kadar yeterince beceremesekte seviyoruz.  .Aramızdaki bu sevgi bağı bizi menzile,sağ elini verdiğin o diyara ulaştırdı.Orada senin kanın var.Senin nurunu taşıyanlar var.Sultanım var.
 Sultanımızın o gül yüzü,Ufacık bir tebessümü,Elindeki gülü bize Seni hatırlatıyor İnsanlar o mahşer kalabalığındaGavsımız için ekliyor.Bir kere bile şikayet etmiyor.Çünkü biliyoruz Efendim.Bekleyişimiz boş değil.Beklediğimiz Senden bir parça.Allah’ın dostu.Bizimse babamız.O’nu beklerken nasıl sıkılırız Ya Rasulallah.Biliyoruz er yada geç gelecek.Seydamızın O nur cemalini göreceğiz Rabbim bizi O’nun yolunda Ölenlerden eylesin inşallah.

Image Hosted by ImageShack.us
“Müslüman olduğum gün cami imamı, bana namazın kılınışını açıklayan bir kitap verdi. Ancak Müslüman talebelerin buna endişelerini gördüm, bana: “Acele etme, rahat ol, zamanla yavaş yavaş yaparsın” dediler. Ben de kendi kendime, namaz bu kadar zor mu? Dedim ve talebeleri duymamazlıktan gelerek, hemen vaktinde beş vakit namaz kılmaya karar verdim. O gece, loş ve küçük odama çekilerek kitaptan abdest ve namaz hareketleri eksersizlerini yaptım, namazda okunacak bazı surelerin Arapça okunuşlarıyla İngilizce anlamlarını ezberlemeye çalıştım. Bu çalışmalar saatlerce devam etti.İlk namaz denemesi için kendime güven gelince yatsı namazını kılmaya karar verdim. Vakit gece yarısıydı, kitabı alıp banyoya girdim, kitabı açarak, mutfaktaki ilk yemek denemesi yapan aşçı gibi kitaptaki talimatları dikkat ve incelikle bir bir uyguladım. Abdest bitince odanın ortasında durup, kapı ve pencerelerin kilitli ve kapalı olmasından emin olduktan sonra kıble olarak bildiğim tarafa yöneldim, derin bir nefes aldım ve elimi kaldırarak alçak bir sesle Allahu Ekber dedim. Kimsenin beni işitmemesini ve görmemesini umuyordum, yavaş yavaş Fatiha suresi ile kısa bir sureyi Arapça olarak okudum. Öyle zan ediyorum ki herhangi bir Arap beni dinlemiş olsaydı benim okumamdan bir şey anlamayacaktı. İkinci bir tekbir alarak Rükua gittim, rükuda biraz tedirginlik hissettim, çünkü hayatımda hiç kimseye eğilmemiştim. Odada yalnız olduğumu hatırlayınca sevindim. Subhane Rabbiyel azim dediğimde kalbimin hızla çarptığını hissettim. Tekrar tekbir getirerek doğruldum ve artık secdeye varma zamanı gelmişti. Secdeye varmak üzere ellerimi ve dizlerimi yere koyunca dona kaldım, secdeye gidemiyordum, efendisinin önünde başını yere koyan köle gibi yüzümü, burnumu yere koyup kendimi zillet sandığım bir duruma düşüremiyordum, üstelik bacaklarım da katlanamıyordu,
utandım gülünç duruma düştüm zannettim. Bu durumda beni gören, arkadaş ve tanıdıklarımın önünde acınacak ve alay edilecek halimi düşündüm, arkadaşlarımın kahkahalarını duyar gibi oluyordum. ‘San Francisco’da Araplar çarptı bu hale düştü’ gibi sözler sarf edeceklerini tahayyül ederek zavallı duruma düştüğümü his ettim. Bir müddet tereddüt ettikten sonra derin bir nefes aldım başımı seccadeye koydum, zihnimdeki bütün düşünceleri attım, dikkatimi dağıtacak düşüncelere yer vermeden ikinci secdeye de vardım. Bu esnada kendi kendime “Daha önümde üç tur daha var” diye düşündüm ve kararlıydım: Neye mal olursa olsun bu namazı tamamlayacağım. Kalan rekatlarda işler gittikçe daha da kolaylaşıyordu. Son secdede tam bir sükunet hissettim. Nihayet teşehhütten sonra selam verim.
Selamdan sonra bulunduğum yerde olduğum gibi kaldım, geriye dönüp nefsimle giriştiğim savaşı aklımdan geçirdim, bir savaştan çıktığımı hissettim sonra başımı önüme eğerek mahçup bir şekilde “Allah’ım geri zekalılığımdan ve tekebbürümden dolayı beni bağışla, uzak bir yerden geldim ve daha önümde kat edilecek uzun bir yol var” diye dua ettim.Bu esnada daha önce hiç yaşamadığım bir şeyi hissettim. Bunu kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Vücudumu, kalbimin bir noktasından çıktığını hissettiğim ve anlatmaktan aciz kaldığım bir dalga kapladı, soğuk gibiydi, ilk etapta irkildim, vücuduma olan etkisinden ziyade garip bir şekilde duygularımı etkiledi ve görünür bir rahmetin varlığını hissettim. Bu rahmet sonra içime nüfuz ederek içimde kaynamaya başladı. Sonra sebebini bilmeden ağlamaya başladım, ağlamam artıp göz yaşlarım aktıkça, rahmet ve lütuftan harika bir gücün beni kucakladığını hissettim. Günahkar olmama rağmen, günahlarımdan, veya utanç ve sevinçten dolayı ağlamıyordum. Sanki büyük bir set açılmış ve içimdeki korku ve keder sel olup gidiyor. Bu satırları yazarken kendi kendime diyordum: “Allah’ın rahmet ve mağfireti, sadece günahları affetmiyor, o aynı zamanda bir şifa ve bir sekinedir”. Uzun bir süre başım eğik bir şekilde öylece diz üstü kaldım.Ağlamam durunca, yaşadığım deneyin akıl ile izah etmenin mümkün olmadığını anladım, Bu esnada idrak ettiğim en önemli husus ise, benim Allah’a ve namaza şiddetle muhtaç olduğum gerçeği oldu. Yerimden kalkmadan önce de şu duayı yaptım: “Allah’ım bir daha küfre girmeye cüret edersem beni, o küfre girmeden önce öldür ve bu hayattan kurtar, hata ve eksiksiz yaşamanın çok zor olduğunu biliyorum, ancak şunu yakînen biliyorum ki, bir tek gün dahi olsa sensiz yaşamak senin varlığını inkar etmem mümkün değildir”.

                                 Prof. Jefri Lang(Amerika da öğretim üyesi)

Menzil camii
Menzil….
Sultanımın gül şehri,
Dağılan kalperin birleştiği yer,
Rabbinden habersiz yaşayanların, Rabbini tanıdığı yer,
Binlerce ins ve cinin, melaikelerin ziyeret ettiği yer,
Allah’ın, Resullahın ve Sadatların nazar ettiği yer,
Kalplerin kaynaştığı yer,
Yapılan tövbeye şahit olunan yer,
Yıkılan dünyaların tamir olunduğu yer,
Yaralı gönüllerin şifa bulduğu yer,
Asrı saadetin yaşandığı yer,
Allah Resulünün kopyasının izlendiği yer,
Her yerden gelenlerin kaynaştığı yer,
Merhametsizlerin merhamet bulduğu yer,
Hem maddi, hem manevi, hem psikolojik rahatlamanın yaşandığı yer,
Kalplerin, gönüllerin huzur bulduğu yer,
Kabe imamının övdüğü yer,
Hazreti Peygamberin teşrif ettiği yer,
Hızır Aleyhisselamın görüldüğü yer,
Meleklerin dua ettiği yer,
İçinde bütün güzelliğiyle Sultanımın bulunduğu yer,
Öyle bir sultan ki, görüldüğünde Allah’ı, konuştuğunda ceddi Resulullahı hatırlatır…
GİDİN VE YAŞAYIN, YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR!!!
alıntı bilvanis.net  trafik

Rasulallah

İşte yine güneş doğmaya başladı.Her yıl olduğu gibi..Nisan ayında..

 Ya Rasulallah!
 Hani bir Fuzulin vardı.Sana naatlar kasidelier yazıyordu.hani,hani diyorduya bir beyitinde;

 Ya Rasulallah ya Hayrel beşer müştakınım

 Eyle kim leb-teşneler yanıp diler hemvare su

 İşte bende  onlar gibi susadım.Lebler kuru gözler yaşlı.Çöl sıcağında kalmış gibi susadım.Sana susadım.Sana olan hasretim yakıyor çöl güneşini.Benim susamam dinmiyor.Dinmeyecek.Ta ki vuslata erene kadar.Gül yüzünü görene kadar Ya Rasulallah..

 Gel!Gel de kurtar bizi sensizliğin ateşinden.Hasretin yakıcı güneşinden..

 Hani bir çiçek varya ismi gül..Kokusunu Senden rengini bülbülün kanından alan gül.Artık o bile Sensizliğe dayanamıyor.Eskisi gibi buram buram Sen kokmuyor.Eve girdiğinde bütün evi saran kokusunu,şimdi elimizde tutsakta alamıyoruz.Belki o koku bizim günahkar ellerimizin arasından değil de,Senin,Kainatın nurunun ellerinde yayılmak istiyor.Gel de bizleri o kokudan Nur cemalinden mahrum bırakma..Bu yolculukta bizi yanlız koyma.

  Burada Mecnun’a dönmüş Kayslar var.Seni bekliyorlar.Gel de sevindir bu garipleri.Kurtar bizi penceresiz bu dünyanın boğuk havasından.Engellerden sen geçir.Tut elimizden,bırakma bizi.Cennete kadar tut Ya Rasulallah.Cennete kadar tut.Bırakma…

                                                                                                      Musabcan

GÜL

Menzil” Orası gönül aleminin köyüdür kardeşim. Allah gönlü ne için yaratmışsa, işte pınarın başı şimdi o köydedir. Şimdi dünyada, gönüller çorak topraklara dönmüş, özünü kaybetmiş, sevdasını yitirmiştir. İşte yağmur o köydedir.Sultanımın bir nazarı, çöl olmuş kalpleri hemencecik diriltir. İnsanın özüne Allah sevgisini aşılar. Yitik sevdamızı yeniden hatırlatır, öğretir ruhlarımıza. İnsan Allah içindir. Allah’a kul olmak için vardır. Rabbini sevmek ve sevilmek üzere yaratılanların çekirdeği, özü olan gönül ona bahşedilmiştir.Menzil ancak yaşanır canım kardeşim, anlatmak gerçekten muhaldir. O köyde, her şeyin başı olarak, sevgi, aşk, muhabbet ve kardeşlik vardır. Sofiler, bir diğerinin hizmetini görmek, ona yardımcı olabilmek için adeta yarış içerisindedirler. Orada, herkesin yüzünde manalı bir tebessüm görürsün. İşte bu gönül huzurunun alametidir. Hep huzurun peşinde değimliyiz?Mücadelemiz, çabalarımız hep huzur ve rahatımızı sağlamak için değil mi? Lakin, huzur ancak Allah’ın zikrinde ve aşkındadır. Başka zevkler ve bağlılıklar ancak huzurun taklitleridirler. Huzur ancak gönülde meydana gelir ve bu Allah(c.c.) tam bir bağlılık ile mümkün olabilmektedir.

Menzil insana, bu ebedi huzuru elde etmenin yollarını göstermekte, gönül eğitimi vermektedir. Bazılarını ağlıyor görüyorsun Menzil’de. Bunlar sevinç hıçkırıklarıdır. Vuslat deminin zevkine bazen gözyaşları şahit tutulur.

Niyetimizi yardımlaşma ve bilgi alışverişi üzerine kurduk musabcan kardeşimle.İnşallah güzel şeyler çıkar himmetle..sizlerinde paylaşımlarıyla :)

Dedim ki kardeş yardan geçmek olur mu?

Bilip de dinleyip de onsuz durulur mu?

Ahir zaman Sultanın tutan ellerinden

Sıratta ayağı kayanlardan olur mu?

Nereye bu güvensizlik kime,niye?

Düşünsene Rabbini seni koruyacak diye

Dostullahı bırakıp da daldın mı maddiye

Allahım affet deyip de kurtulmak hiç olur mu?

Onsuz geçen günlerin hiç yararın gördün mü?

 Tövbe edip elinipak yüzüne sürdün mü?

Rasulullah’a kitaba güven sonsuz iken

Rabbinin emrine uymamak hiç olur mu?

Çıkarken merdiveni tek tek,adım adım

Tutup da çeken biri olmadan hiç olur mu?

Sen Allah’a yürürken şeytanı senden uzak

Tutan biri olmadan fenefillah olur mu?